TREN VE ÂŞK
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, henüz horozlar bile ötmeden, yatağımdan fırladım. Gözlerimi açar açmaz, bugünün getireceği maceraların heyecanıyla Hızlıca giyinip, mutfağa geçtim. Ufak bir kahvaltı hazırladım kendime. Demlenmiş çayın kokusu, taze ekmeğin sıcaklığı ve peynirin hafif tuzlu tadı, o anın büyüsünü daha da artırıyordu. Kahvaltımı yaparken, bir yandan da bugün yapacaklarımı düşünüyordum. Aklımda, beni bekleyen o uzun tren yolculuğu vardı. Kahvaltımı bitirdikten sonra, son bir kez aynada kendime baktım. Saçlarımı düzelttim, montumu giydim ve kapıdan çıktım. Dışarıda, henüz güneş tam olarak doğmamıştı. Gökyüzünün, mavi tonları yavaş yavaş turuncuya dönüyordu. Sokaklar, bir hayli sessizdi. Sadece birkaç kuşun cıvıltısı duyuluyordu. Bu sessizlik, içimde bir huzur duygusu yaratıyordu. Adımlarımı hızlandırarak, tren istasyonuna doğru yürümeye başladım. İçimde, hem bir heyecan, hem de bir gerginlik vardı. Belki de bugün, hayatımın en unutulmaz yolculuklarından birine adım atı...