O AN

 Ne çok zaman geçmiş.

Ne çok kandırmışım kendimi.

"Unuttum" demiştim.

"Bitti, geçti, artık sadece bir anı" demiştim.

Yalanmış.

Koca bir yalanmış.

Ben sanırdım ki, Sonbahar sadece bir mevsimdi.

Sadece takvimden düşen bir yaprak,

Sadece camlara vuran bir yağmur,

Üşüten bir ayaz sanırdım.

Ne kadar yanılmışım.

O gün, seni gördüğüm o gün,

O kahrolası Sonbahar gününde,

Anladım ki,

Sonbahar bir mevsim değil,

Bir ömür süren bir ruh hâliymiş.

Seni gördüğüm o an,

O saniye,

Sanki hiç zaman geçmemiş,

Sanki o sonbahar hiç bitmemiş gibi,

Bütün o yalanlar,

Yıkık duvarlar gibi üzerime devrildi.

Gülüyordun.

Ah, o gülüş...

O gülüş ki, benim bütün bir ömrümü uğruna adadığım,

Ama bir başkasına sunduğun o gülüş.

Elini tutuyordun.

Benim, hayalinde bile dokunmaya kıyamadığım o eli.

O kadar rahat,

O kadar ait bir şekilde tutuyordun ki.

O an,

Nefes almayı unuttum.

Sesler kesildi.

Bütün şehir sustu.

Sadece kalbimin,

Nasıl bin parçaya bölündüğünün sesini duydum.

Sadece içimdeki o devasa boşluğun,

O çöküşün uğultusunu...

Gözlerim yandı.

Ama ağlayamazsın.

Orada, o kaldırımın ortasında,

Yıllar sonra karşına çıkmış bir yabancı gibi dururken,

Ağlayamazsın.

Donakaldım.

Yutkundum.

Yutkunduğum,

Boğazımda düğümlenen,

O "Seni seviyorum" kelimesiydi.

Sana hiç söyleyemediğim,

Söylemeye korktuğum,

Ve artık sonsuza dek söyleyemeyeceğim o tek kelime.

Boğazımı kesti.

Geçmişimi kesti.

Geleceğimi kesti.

Gülümsedim.

Belki de hayatımdaki en acı tebessümdü.

Yüzümdeki kasların nasıl acıdığını hissettim.

Ve sen yürüdün gittin.

Omuzumun üzerinden,

Hayatımın üzerinden,

Hiçbir şey bilmeden.

Benim o saniyede, orada öldüğümü bilmeden.

Eve nasıl döndüm, bilmiyorum.

Kaç saat o soğuk kaldırımda yürüdüm, bilmiyorum.

Sanki o asfalta değil de,

Kendi göğsüme basa basa yürümüşüm.

Anahtarı kapıya nasıl soktum,

O ışığı nasıl yaktım...

Hiçbirini bilmiyorum.

Sonra aynaya baktım.

Oradaki adama baktım.

O yorgun, o yenilmiş yüze.

Ona sormak istedim.

"Neden?" dedim fısıltıyla.

"Neden korktun bu kadar?"

"Bir kelime," dedim. "Sadece bir kelime."

"Bir kelimeyle belki de bütün bir hayatı değiştirecektin."

"Susmanın bedeli," dedim, "neden bu kadar ağır olmak zorundaydı?"

Cevap vermedi.

Sadece baktı, o yorgun gözlerle.

Ve o an anladım ki,

Gözyaşı sadece gözden akmazmış.

İnsan, bazen bütün ruhuyla ağlarmış.

İnsan, bazen kendi korkaklığının cenazesini kaldırırmış.

Ve en acısı neydi, biliyor musun?

Benim bu aşk için döktüğüm gözyaşlarını,

Benim o aynadaki adamla ettiğim o sessiz kavgayı,

Benim içimdeki o koca enkazı,

Sen,

O başkasının kahkahalarında siliyordun.

Hiç bilmeden.

Hiç duymadan.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SONBAHAR

AŞKIN ÖZÜ

TREN VE ÂŞK